BIST 100
12.888,33 -2,74%
DOLAR
48,9655 0,15%
EURO
55,7897 0,07%
GRAM ALTIN
6.732,73 0,21%
BITCOIN
84.027,00 -0,37%
FAİZ
40,06 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
100,47 0,12%
GBP/TRY
64,8081 0,10%
EUR/USD
1,1385 0,04%
BRENT PETROL
98,95 -1,86%
ÇEYREK ALTIN
11.007,46 0,21%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
19 °
Reklam

BİR ŞEHRİ GÜZELLEŞTİREN NEDİR?

Mustafa Çifci
Reklam

Birlikte olduğunuz, zaman geçirdiğiniz insanlara dikkat ediniz. Bir araya geldiğinizde bilmediğiniz bir konu hakkında yeni bir şeyler mi öğreniyorsunuz, yoksa boş boş, sözüm ona gevezelik yaparak mı zaman harcıyorsunuz? Çevrenizde ne kadar bilgili insanlar olursa, sizin de o kadar bilginiz artar. Bilgi, bu Dünyanın en büyük şansıdır. Bu anlamda benim hiç sevmediğim insan tipi, bilgisiz insandır. Çünkü bilgisiz insanın bilmediği bir şey yoktur, her şeyi bilir! Hiçbir şeyi araştırmaz, öğrenmez, sorgulamaz, duyduğu her şeye inanır, üstelik başkalarından duyduklarının üstüne üç beş yalan katarak başkalarına anlatır. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak diye buna denir.

                İnsanların yaşamları ve yaşama bakışları çok farklıdır. Bazılarının devlet, millet, milliyetçilik, vatan sevgisi dahi bomboştur! Çünkü yararlı işler yapmak, birilerine destek olmak bir yana, çevreye bile çöplerini atarak zarar verirler. Duymazlar, sıkılmazlar, üzülmezler, bir kaygı duymazlar. Oysa vatan dediğimiz tüm gelecek kuşakları etkileyen en önemli faktördür. Bağımsızlık ve vatanın varlığı her şeydir. Bu boş insanların başında okumayan insanlar gelir. İnsan, bir merak eder okur, değil mi? TÜRK TARİHİNİ oku, geçmişin yaşamını oku, insanlara bilimin ışığında faydalı buluşları yapanları oku, bütün kutsal kitapları oku, Antik Yunanı, Antik Mısır’ı, Sümerleri, Dinler Tarihini oku. Kaç yaşındasın, bu yaşına kadar neler yaptın, gelecek amacın nedir, kime faydalı oldun, okumuyorsan bile kendini tanı. Okumayan insanları sevmiyorum ben. Haksız iş yapanları, hileyle, dolanla, yalanla, kurnazlıkla iş çevirenlerden nefret ediyorum. Güven vermeyen, dostluğa, sevgiye ve aşka ihanet edenleri de hiç sevmiyorum.

*

                Bilgi ve bilmek; okumak deyince, çevreme baktığımda komşum Hacı Mustafa Solan Bey, bahçesinde sabahtan akşama kadar bulmaca çözen birisidir. Sürekli bir şeyler okur; ya gazete ekleri elindedir, ya da bulmacası. Bulmaca konusunda bugüne kadar gördüğüm en iyi bilgili, en kültürlü olanlardan birisi diyebilirim. Birçok emeklinin yaptığı gibi, deniz kenarında yatıp boş yere zamanını öldürmez, bahçesinde salıncakta sallanıp uyumaz, sürekli kalemiyle dosttur. Kimin yardıma ihtiyacı varsa elinden gelen en iyisini yapar. Son derece cömert, doğruyu gösterebilecek kadar erdem ve bilgi sahibi, hak hukuku bilen birisidir. Siz bir şey isteyin, kendisi iki verir. Ne mutlu kendisine. Bir sohbetimizde Türk Dili lisans mezunu olan torunun, “Dede, ben bu işin lisans mezunuyum ama senin kadar bilgim yok bu konuda”, dediğini söylemişti. Öte yandan eskiden ilkokul mezunlarının,  hele hele lise mezunlarının bugünün üniversite mezunlarından çok daha bilgili olduklarını ben değil akademisyenlerin söylediği bir tespittir. Değerli dost, kıymetli komşum Hacı Mustafa Solan büyüğüme ve kıymetli eşlerine sağlıklı yarınlar diliyorum. Sizin gibi kıymetli insanlar herkese nasip olmaz, bu konuda kendimizi çok şanslı hissettiğimizi de demeden geçemeyeceğim. Sizin gibi değerli insanlarla komşu olmak çok güzel…

*

                Diğer komşularımızda genelde bilgili, kitap okumuş insanlardır. Örneğin bir konuyu tartışabilir, konuşabilir olduğumuz Tamer Bey ve eşi Pınar Günay’da çok sevdiğimiz insanlardandır. Avrupa görmüş insanlardır. Algı ve farkındalık yaratacak düzeyde düşüncelere sahiptirler. Hatta geçen gün deniz kenarında gezinirken, yol merdiveninden inenlerin (merdiveni tersten iniyordu, keşke bir fotoğraf çekmiş olsaydım) İspanyol’ca konuştuklarını görünce, bir baktım ki bizim komşular. Hani bazı insanların sohbetine doyum olmaz dediklerimize güzel bir örnektir. Hatta evlerinin bahçesinde pinpon oyunlarında kimi zaman Tamer Beyin kahkaha atmasını dahi duyarız. Neden öylesine ağız dolusu kahkaha attığını henüz bilmiyorum ama sanırım sayı yaptığında olabilir. Gülen ve gülümseyen insanları hep sevmişimdir. Bu anlamda komşularıma bol kahkahalı zamanlar diliyorum. Ek olarak evlerinin çatısında bulunan Kızılderili korkuluğunu arada bir göstermekten mutluluk duyar. Kızılderilileri sevdiğinden mi bilmiyorum ama benim Kızılderililerle ilgili yazımı okumamış ya da bu yazımın içinde olduğu kitabı henüz satın almadığını biliyorum. Aynı zamanda kızları Buse Merve Sunaçoğlu’na ve diğer kardeşine da buradan bir selam olsun…

*

               İlk defa bir şehre girdiğimizde gözlerimiz önce insanlara odaklanır. Sonra çevreye bakarız. Benim en çok dikkatimi çeken bir yön ise, o şehrin sokaklarında yaşayan hayvanların durumudur. Eğer sokaklarında dolaşan kedi ve köpeklerin durumları iyiyse orada yaşayanların genelde iyi insanlar olduğunu düşünürüm. Hayvanları aç,  zayıf ve sağlıksız ise orada yaşayanların cimri insanların olduğu duygusuna kapılırım. Aslında bu aynı zamanda o bölgede yaşayanların genel ekonomik seviyelerinin göstergesidir. Hatta çöplerinden bile orada yaşayanların hem ekonomik, hem de kültürel seviyelerini görmek mümkündür. Nasıl mı? Çöp kutuları temiz, çöpler dışarı atılmamışsa, parkları çekirdek kabuklarıyla dolu değilse yine bir eğitim ve kalite göstergedir. Kentin çöp kutularında gazeteler görmenin bile ayrı bir tadını hissederim. Orada okuryazarların varlığını ispat eder. Eğitim her konuda gerçekten çok çok önemlidir. Ülkeleri var eden, yok edende eğitimdir. Çünkü eğitim olmayınca sürekli dışarıya bir bağımlılık söz konusudur. Eğitim demek, fabrika demektir. Eğitim demek, yaşamın anlamını ve kaynaklardan tam olarak yararlanabilmek demektir. Eğitim demek, bir anlamda, zeytin ağacının varlığı demektir; tersi ise ağacını kesip dışarıdan farklı yağ satın almak demektir. Ülkede eğitimli insanların varlığı geleceğin aydınlık kapılarının açık olması demektir. Burada Yüce Türk Atatürk’ün yurt dışına gönderdiği gençler için söylediği, “Sizleri kıvılcım olarak gönderiyorum. Alev olarak döneceksiniz” sözü aklıma gelmişken paylaşmadan geçemeyeceğim. Bilgi demek nedir? Bilgi, Atatürk’ten önceki toplumun okuryazar oranı ile Cumhuriyet dönemine girişte her şeyde olduğu gibi yapılan harf devrimiyle TÜRK MİLLETİ KENDİ DİLİNE KAVUŞMUŞTUR. Bilgi, bu gerçeğin farkında olmak demektir. Bilgi, Lozan Anlaşmasıyla Türkiye’nin var olduğunu anlayabilmektir. Her milletin dili kendine özeldir. Türklerin dili Türkçedir. Ve toplumu bir arada tutan, aynı amaç yolunda gidilmeyi sağlayan tek etken DİLDİR. Doğru, ahlaklı, hak hukuk sahibi olmanın da dinle hiçbir ilgisi yoktur. İnsan olmakla ilgili bir durumdur. Hz. Ali’ye “Devletin dini olur mu?” diye sormuşlar; “Devletin dini adalettir, adaleti olmayan devlet dinsizdir!” demiştir.

*

                Bir şehri güzelleştiren sadece insandır…

                Çünkü insansın hiçbir şeyin anlamı yoktur.

                Ve herkesin yaşadığı şehirde, sevdiği, kendine yakın hissettiği bir iki dostu vardır.

                Bir iki, daha fazlası değil.

                Özel dostlar zaten hep az olur. Dost dediğin gönlüne yakın olandır. Dost dediğin kapısını zamansız çalabileceğin, “çayı demle geliyorum” diyebileceğin insanlardır. Bu anlamda her kasabanın, her köyün, her şehrin anlamıyla bütünleşen insanların varlığı çok şey ifade eder.

                Tatile gittiğimiz yerlerde böyledir. Tatilde ne kadar tatlı, ne kadar lezzetli yemekler yesek de, denizin suyu ne kadar güzel olsa da geriye bunlar kalmaz. Akılda kalan sadece orada iletişim kurduğumuz insanlar kalacaktır. Orada dost edindiğimiz ve birlikte zaman geçirdiğimiz anlar kalacaktır. Hatta diyelim bir yerde, bir şehirde birisiyle aramızda hoş olmayan bir tartışma geçmiş olsa, o şehrin adını duyduğumuzda ilk aklımıza yaşadığımız o olay aklımıza gelecektir ve biz bu yüzden bile olsa orasını sevmemiş olacağızdır.

                Her şeyin her güzelliğin anlamını veren, yemeğin lezzetini veren insandır.

                Çünkü iyiye ve kötüye etki eden insandır.

                İyiyi, doğruyu yanlış gösteren, doğruyu yalanlarla yanlış olduğunu gösteren de insandır!

*

                Bilgili insanlarla sohbetlerimizde her daim bizimde bilgimiz artar. Bu anlamda zaman zaman değerli sohbetlerinde bulunduğumuz kıymetli dost Necdet – ve değerli eşleri - Sacide Aydın ablama benimle bilgilerini paylaştığı için çok teşekkür ediyorum. Bilgi edinmek, bildiğini paylaşmak o kadar güzel ki… Allah gönlünüze göre versin.

                Yine ne zaman bir yerlerde görüşsek rüzgârın estiği yönde güncel sohbetimiz yıllardır devam eden kıymetli doktorumuz Hüseyin Uygun beye bir selam göndermeden olmaz. Geçmiş tecrübe ve bilgilerinden dolayı kendilerinden çok şey öğrenmişimdir. Yine ortak dostumuz Rüsdem Mandalı Bey ve değerli eşlerine de buradan bir selam göndermeden bu yazı eksik kalır, onlara da bir selam olsun. Ve gelecek yıl o lezzetli bahçelerindeki armutlarından yemek yine kısmet olsun inşallah.

*

                Konyalı dostumuz Murat gelince seviniyoruz, giderken üzülüyoruz. Kendilerini çok seviyoruz. Çay sohbetlerimizde inanılmaz güzel sohbetlerimize doymak mümkün değil. Buradan Konya’ya selamlarımı gönderiyorum. Ayrıca iletmek isterim ki, Gülnaz ablanın da çorbasını içmeyeli beş yıl, altı ay oldu!

*

                Son olarak şehir, kasaba deyince aklıma düşen Selimpaşa’nın en büyük esnaflarından biri olan Barış Nalburiye sahibi Barış Beyin adını anmadan geçemeyeceğim. Ne zaman iş yerine girsem güler yüzlü, sohbeti, o yoğun iş arasında herkese ayrı ayrı ilgi göstermesi çok kıymeti. Her zaman dediği gibi, “Dostluk kazansın” sözünün ayrı bir anlamı var. Dükkânı “bal satıyor” desem doğrudur. Hani derler ya, dükkânın bal dolu ama yüzüm turşu satıyor, dediklerinden değil. Parasının bereketi kalbinin güzelliğinden geliyor. Müşterinin de, bereketin bol olsun Barış dostum.

                Ayrıca burada  “Konuşana değil, işi yapana bak” diyen İsa Şanlı ustaya da bir selam olsun. İşini güzel yapan ve hoş sohbetiyle güzel bir insan İsa Bey. Gelecek yıl, ilkbaharda yine işimiz olacak sizinle İsa ustam...

*

                Bu arada, birlikte bir zamanın paylaşıldığı, karşılıklı çayını çorbasını içen dostlar arasında birisinin en ufak bir iş olduğunda olayı ticarete bağlayan, “kenarına para sıkışmıştır”, diye ücretli yapacağını söyleyenlere de asla katılmıyorum. Böyle olduğunda birlikte geçirilen zamanın da bir kıymeti olmuyor, ha bir yabancı, ha onlar. Öyle dostlara gerek yok. Zaten dostta denmez, uzaktan tanıdık demek lazım ve o tip insanlardan uzaklaşmak lazım. Onlar gereksiz ve kuru kalabalık yapan insanlardır. Elinden gelen bir yardımı yapmak insanlık görevidir.

                Sonuç olarak, ev alma komşu al atasözü tam yerinde bir sözdür.

                Evi de, çevreyi de güzelleştiren insandır.

                Ve insana her daim insan lazımdır.

                Pencerenizden baktığınızda ışık görülen evlerin varlığı bile insana güç verir, yalnız olmadığını gösterir. Ve en büyük acılardan birisi de yalnızlıktır. Tanrı, hiç kimseyi yalnız, çaresiz ve dostsuz bırakmasın. Bizi iyi insanlarla, erdemli insanlarla, bilgili, sevgi ve saygılı insanlarla karşılaştırsın.

*

                Önemli olan, dost dediğimiz insanlarla, bir araya geldiğimizde iki aydın insan olarak fikirlerimizi paylaşabiliyor muyuz? Bazı konularda ters düşmüş olsak bile, bir birimize gönül koymadan, kırılmadan ilişkilerimiz devam ediyor mu? Çünkü ayrılıklar kırıldığımızda başlar. Karşımızdakinin fikirleriyle, duygularıyla değersizleştirmeye başladığımızda yitirmeye başlarız. Bu yitirilme ve kaybetme duygusu başladığında ondan hızlıca uzaklaşma başlar ve sürekli devam eder,  her gün biraz daha saygı duymamaya başlarız. Çünkü insan değersiz gördüğü şeye saygı göstermez. İşte bu yüzden insan ilişkilerinde kırılmamaya özem göstermeliyiz. Çünkü kırıldığımızda içimizdeki acıyı başkasını kırarak yok edebiliyoruz. Bu, insanın ana özünde vardır. Eğer kırılmışsa bir insan, gün gelir mutlaka başkasını kıracaktır. Sonu bir türlü gelmeyen kan davalarının ve insan eliyle yapılan kötülüklerin temeli bundan kaynaklanmaktadır. Birisi için önemli olan, bir başkası için sıradan gelebilir. Saygı dediğimiz olay burada başlar. Karşımızdakini anlayıp, değer verebilmektir. İlişkilerin saygıdan beslenir. Saygının olmadığı yerde sevgi de yeşermez. Ne kadar su ve toprak verseniz de ağaca, güneş görmeyen çiçek meyve dönüşmez. Güneş bir çeşit saygı demektir.

                Bu arada kitaplarıma yoğun ilgi gösteren, her okuyandan çok fazla geri dönüş aldığım, özellikle “herkesin okuması kendi menfaatine olur” diye destekleyen herkese çok teşekkür ederim. [Sevgi Yağmuru, Duygusal Ayrılık, Kalbime Dokunan Sözler, Ne Yağmurlar Biter Ne de Ayrılıklar, Aşk Eski Bir Fotoğraftı, adlı kitaplarım kitapyurdu.com sitesinde satıştadır.]

 [İstanbul, 01.09.2023]

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?